
Anadolu’da Kolektif Yürüyüşe Tanıklık
Bu çalışma, Prof. Dr. Metin Sözen’in yarım asrı aşan Anadolu yolculuğun geride bıraktığı ‘söylemsel ve eylemsel Miras’ını, kelimelerle görünür kılma çabasının çok kısa parçasıdır. Metin Sözen ABC’si, bu yönüyle bir kişi sözlüğünden çok, doğa ve kültür öncelikli yürüyüşünün alfabesidir.
Benim için ise bu alfabe, aynı zamanda bir tanıklık metnidir. Metin Sözen’in yolculuğunun son yirmi beş yılına yakından tanıklık ettim, yol arkadaşları ile düşündüm, öğrendim ve önerilerde bulundum. Bu süre, Anadolu’nun farklı yerleşmelerinde, kimi zaman sokakta ve çarşıda yürürken, kimi zaman bir masanın etrafında, kimi zaman da ayak sohbetlerdeki birikimle geçti.
Metin Sözen’in ayırt edici yönü, bilgiyi aktaran bir akademisyen olmanın ötesinde, bilgiyi alanda sınayan ve yol açıcı ayrıcalıklı kişiliği olmasıdır. Yerleşmeler, mahalleler, insanlar ve ilişkiler; bilginin gerçek karşılığını bulduğu yerlerdir. Bu nedenle Anadolu, bu alfabede bir mekan değil, başlangıç noktasıdır. Bu yolculukta doğa ve kültür birlikte ele alındı; koruma, yalnızca yapıları değil, yaşamı, belleği ve insan ilişkilerini kapsayan sorumluluk olarak tanımlandı. Hocamın ‘bu büyük kültür mirası başkasına rica edilerek korunamaz’ cümlesini, yıllar boyunca farklı bağlamlarda defalarca duymak ve aynı kararlılığı uygulamada görmek, bu yolculuğun en öğretici yönlerinden biri oldu.
ÇEKÜL Vakfı ve Tarihi Kentler Birliği ortak düşünmenin, birlikte öğrenmenin ve paylaşarak üretmenin somut karşılıklarıdır. Metin Sözen’in liderliği; ‘bireysel değil; yol açan, kolektif sorumluluğu paylaşan ve başkalarını harekete geçiren bir liderliktir.’ Metin Sözen’in Anadolu merkezli doğa ve kültür yürüyüşü ile Mustafa Kemal Atatürk’ün kurtuluş mücadelesini Anadolu’dan başlatan yaklaşımı arasında kurulan güçlü bağ, onun yaşamındaki ‘yolculuk’ kavramını anlamlı kılar. Bu nedenle Metin Sözen ABC, harflerle sınırlı bir anlatıdan çok, düşünce haritası ve bir tanıklık çağrısıdır. Çünkü bu yolculuk, ancak yeni tanıklıklarla ve yeni sorumluluklarla sürdürülebilir.
Bana göre hocamın ‘herkesi kapsama alanı içine alan ve heyecanlandıran üslubu’, kilit taşı kurucuların ve gönüllülerin ‘özverili çalışmaları ve özgün üretkenlikleri’ ve Çekül gönüllü temsilcilerinin ‘Anadoluluk ruhu ve çalışkanlıkları’ bu uzun yolculuğun fark yaratan ayrıcalıklı değerleridir.
Bu nedenle hocamın bıraktığı mirasın ardından yeni yolculuğun ana hedefi; mutlaka ‘Anadolu bağlarının yeniden kurulması, yaşanılan deneyimin yeni nesille yeniden deneyimlenmesi ve deneyimin çeşitlendirilmesi’ olmalıdır.
Özetle, bu yolculuk, doğal ve kültürel mirasımızın korunması ve yaşatılmasını farklı ölçeklerde ortak akla dayalı bir sorumluluk alanı olarak ele almıştır. Anadolu Yolculuğu ancak kurucularıyla, gönül verenleriyle ve yol arkadaşlarıyla birlikte sahiplenildiğinde canlı kalır ve kuşaklar arası bir süreklilik kazanır.
Ali Faruk Göksu, 2026