Kapsamlı Dönüşüm Süreci; Yeni Yaklaşımlar ve Yasa İçin Öneriler – Kentsel Strateji
22711
post-template-default,single,single-post,postid-22711,single-format-standard,ajax_updown,page_not_loaded,,select-theme-ver-3.6,wpb-js-composer js-comp-ver-5.7,vc_responsive

Kapsamlı Dönüşüm Süreci; Yeni Yaklaşımlar ve Yasa İçin Öneriler

‘Dönüşüm’, ve  ‘yenileme’ kavramları ve bu kavramlar doğrultusunda tasarlanan  projeler yada uygulamalar  ‘gerilim’ yaratacağa benziyor. Söz konusu gerilimin nedeni ise  ‘proje senaryolarının doğru yazılmaması’ ve yerel halkın ‘projeye katılımının sağlanmaması’ olarak sıralanabilir.

Türkiye kentleri yeniden dönüşüm sürecine girecekse, özellikle kamu yönetiminin,  aşağıdaki temel konularda bir tartışma ortamını yaratması ve ortak bir ‘uzlaşma’ noktasını belirlemesi gerekmektedir.

Bunlar;

  • Kentsel arsanın yeniden üretimindeki model ve yaklaşımlar,
  • Proje bazında yaratılan değerin yerel halk ile paylaşılması,
  • Aşağıdan yukarı doğru karar alma süreç ve mekanizmaları,
  • Halka rağmen değil halkla birlikte proje geliştirme yaklaşımı,
  • Yalnızca mekansal değil, toplumsal ve ekonomik dönüşüm stratejileri,

olmalıdır. Yukarıda belirtilen temel konular, ‘Kapsamlı Dönüşüm’ yaklaşım modelinin oluşturulması için ele alınması tartışılması ve geliştirilmesi gereken önemli konulardır.

Başta İstanbul olmak üzere tüm kentlerimizde aşağıda belirtilen ana sorunların çözümü için Kentsel Dönüşüm Projeleri (KDP) ’lerinin uygulanmasına gereksinim vardır.

  • Mahalleler arası fiziki, sosyal ve ekonomik farklılıkların azaltılması, ( Kentsel Yoksulluk ve Sosyal Dışlanma)
  • Yapı yoğunluğunun azaltılması,
  • Kentsel risklerin azaltılması (deprem, sel vb gibi),
  • Kentsel standartların yeniden artırılması,
  • Yeni İş potansiyellerinin yaratılması,
  • Toplumsal kalkınmanın sağlanması

Günümüzde, özellikle AB giriş süreci ve kentleşme sürecimizin geldiği nokta artık planlama ve yönetim anlayışımızın insan ve vizyon odaklı olması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Yeni bir vizyon çerçevesinde özellikle mekansal, toplumsal ve ekonomik gelişme stratejilerin belirlenmesine yönelik olarak stratejik hedeflerin ortaya konulması, hedefler doğrultusunda eylem alanları ve vizyon, öncü ve tetikleyici projelerinin belirlenmesi ile projelerin takibi için izleme ve değerlendirme kriterlerinin ortaya konulması stratejik planlama anlayışının genel çerçevesini oluşturmaktadır.

esk1

Sürdürülebilir kalkınmanın, dönüşüm ve stratejik planlama kavramlarının  temel ilkeleri olan;

  • ekonomi, eşitlik, ekoloji (3E)
  • kentsel, kültürel, kurumsal (3K)
  • plan, program ve proje (3P)

arasında bir ilişki sisteminin kurulması gerekmektedir.

 

 

Bu nedenle, KDP’lerinin tasarlanması ve gerçekleşmesi için dört önemli kriter bulunmaktadır.

  1. Vizyon
  2. Yeni bir Yaklaşım
  3. Proje Ortaklığı
  4. Yenilikçi model ve teknikler

kapsamli3

1.Vizyon

Büyük ölçekli KDP’leri, orta ve uzun vadeli süreçleri içeren bir vizyon içermelidir. Geleceğin tasarımı yada geleceğin yaşam biçimini ortaya koyan projelerin, hedef ve amaçları belirleyen bir vizyonu olmalıdır.

Vizyon doğrultusunda oluşturulan stratejik kararlar projenin geleceği ve uygulanabilirliği için çok önemlidir.

2.Yeni bir Yaklaşım

 Kapsamlı dönüşümün çerçevesi belirlenirken planlama, proje geliştirme ve uygulama süreçlerini içeren yeni yaklaşımların geliştirilmelidir. Yaklaşımın temel ilkesi ‘katılım’ ve ‘işbirliği’ olmalıdır. Aşağıda belirtilen üç ana konuda geliştirilecek yaklaşımlar, dönüşüm sürecinin gerilim olmadan yaşanmasını sağlayacaktır.

  • Çok aktörlü Ortaklıklar (Kamu-Özel Sektör ve sivil örgütler, yerel topluluklar),
  • Yukarıdan-aşağı örgütlenme yerine aşağıdan-yukarı örgütlenme anlayışı,
  • Proje bazlı ve/veya topluluk bazlı programlar ve projeler üretme biçimi,

Kısaca, kamu, özel ve sivil sektörlerin, stratejik aktörleri, Kentsel Yenileme Stratejilerini birlikte geliştirme zorundadır. Stratejik işbirliği, ulusal düzeyden, mahalle düzeyine kadar, yatay ve dikey ilişkiler çerçevesinde ve farklı ölçeklerdeki yönetişim biçimi ile kurulmalıdır.

Kentsel dönüşüm projeleri, doğası gereği, uzlaşma gerektirir. Uzlaşma, mülkiyetin ve değerin proje bazında, bir araya getirilmesi ve paylaşılması esasına dayanmaktadır. Bu nedenle, kentlerimizde, dönüşümün gerçekleşmesi için başta mülkiyet problemleri olmak üzere çözülmesi gereken önemli sorunlar bulunmaktadır.

3.Proje Ortaklığı

 Proje ortaklıkları, projeden özellikle birinci derecede etkilenen grupların, birlikte yaratılan proje senaryosu kurgusu içinde bir araya geldikleri ortamlardır. Bu yazıda, özellikle, yazarın, içinde yer aldığı uygulamalı örnekler yer verilmiştir. Söz konusu örnekler, kentleşme pratiğimizde yer alan diğer örneklerle birlikte birer örnek çalışma olarak değerlendirilmelidir.

Proje ortaklıkları, kimi projede, şirket örgütlenmesi, kimi projede ise güvene dayalı taahhüt biçiminde olmuştur. Kimi projelerde ise yalnızca, uzlaşma süreci içinde olmak üzere ortaklık, değerlendirme komisyonu, dernek, ortak hareket platformu olarak gerçekleşmiştir.

1990 lı yıllarda başlatılan Portakal Çiçeği Vadisi-Ankara örneğinde, proje ortaklığı, kamu-özel sektör işbirliği, arsa sahipleri ve girişimcinin de katılımı ile gerçekleşmiştir. Özellikle, arsa sahipleri, proje kararlarına, temsilcileri aracılığı ile şirket, yönetim ve denetim kurullarında, temsil edilerek katılmışlardır. Ayrıca, şirket tarafından, gündeme getirilen her türlü öneri, arsa sahipleri ile yapılan aylık toplantılarda da ele alınmıştır.

Bir başka başarılı örnek olan Dikmen Vadisi-Ankara projesinde ise proje geliştirme yükümlülüğünü Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin katılımı ile yine şirket üstlenmiştir. Ancak, ortaklık, şirket ve belediye yöneticileri ile arsa sahiplerinin kooperatifler çatısı altında örgütlenerek, temsilcileri aracılığı ile katıldıkları Proje Karar Kurulu yöntemi ile sağlanmıştır.. Kurulun amacı, proje ile ilgili her türlü kararın, birlikte tartışılmasını ve kararların oybirliği ile alınmasını sağlamaktır.

4.Yenilikçi Model ve Teknikler

Kendimize özgü model ve yöntemler geliştirmenin birinci koşulu dönüşümün önünde duran sorunları iyi tespit etmemiz ve dinamikleri ise değerlendirmemize bağlıdır. Çok yoğun nüfus, yoğun yapılaşma, güvensiz yapı stoku ve kentsel çevre ve altyapı yetersizliği, mülkiyet yapısı dikkate alındığında aşağıda belirtilen yöntemler önem kazanmaktadır.

  • İmar haklarının toplulaştırılması,
  • İmar haklarının transferi,
  • İmar haklarının menkulleştirilmesi,

İmar haklarının toplulaştırılmasının amacı, parsel bazında , klasik anlamda varolan imar haklarının bir proje bazında bir araya getirilerek, toplulaştırılması ve yaratılan değerin kamu ve özel sektör işbirliği çerçevesinde paylaşılmasıdır.

Özellikle, son depremden sonra, birtakım alanların boşaltılması ve güvenli yerleşim alanlarının yaratılmasında, bu model yaygın olarak kullanılabilir. Ayrıca, özellikle kent merkezlerinde, dönüşümü zorunlu alanlarda, mülkiyetin toplulaştırılması için gerekli uzlaşmanın sağlanmasında da bu yöntem etkili olacaktır.

İmar Hakları Transferi yöntemi, ülkemizde uygulanmamasına rağmen, birçok ülkede başarılı bir biçimde uygulanmaktadır. Özellikle Amerika’da ve Avrupa’nın birçok ülkesinde uygulanan modelin amacı, kent içinde ve çevresinde, özellikle, tarım ve yeşil kullanımında olan alanları korumaktır. Sistem, arsa sahibinin kendi isteği ile mülkiyet üzerinde var olması gereken, imar hakkını kullanmayıp, bu hakkı, yerel yönetim işbirliği ile serbest piyasa koşullarında, bir başka projede kullanılmak üzere likite çevirmesi üzerine kurulmuştur.

Sonuç olarak, ülkemiz kentleri ‘yeniden dönüşüm’ sürecine girmiş bulunmaktadır. Bu süreç içinde belediyeler tarafından projeler geliştirilmekte ve merkezi yönetim tarafından ise yasal düzenlemeler yapılmaktadır.

Belediyeler tarafından geliştirilen projeler, dönüşümün toplumsal ve ekonomik boyutunu yeterince kapsamadığı ve halkın katılımını sağlamadığı takdirde ya başarılı olamamakta yada gerilim yaşanmaktadır. Kentsel Dönüşümü bir ‘toplumsal uzlaşma’ olarak ele almak bu çerçevede proje geliştirmek toplumsal gerilimi azaltacaktır.

Bu nedenle TBMM ‘nin gündeminde bulunan Kentsel Dönüşüm Yasa Taslağı’nın Yeni Kentsel Düzen’in kurulmasına yönelik kapsamlı ve uzlaşmacı bir nitelikte hazırlanmasında yarar vardır.

Ancak, özellikle İstanbul’u bekleyen deprem riskini de dikkate alarak söz konusu yasa yerine ‘İstanbul Risk Azaltma Yasa Taslağı’ hazırlanmalıdır. Yasada başta deprem riski olmak üzere diğer kentsel risklerin azaltılması için;

  • Yeni bir örgütsel yapı, (Kentsel Dönüşüm Birimi)
  • Yeni bir finansal yapı, (Kentsel Dönüşüm Fonu)
  • Yeni bir planlama yaklaşımı (Strateji ve Eylem Planı)

na gereksinim vardır.

Başbakanlığa bağlı bir Kentsel Dönüşüm Birimi yerel yönetim ile İBB arasında karar mekanizmalarını hızlandırırken, Toplu Konut Fonuna benzer bir Kentsel Dönüşüm Fonu ise özellikle gelir seviyesi düşük yurttaşlarımızın kredi alma potansiyelini artırması ve yerel odaklı dönüşüm projelerinin gerçekleştirilmesi açısından önem kazanacaktır.

Ayrıca, depremin yakın bir gelecek içinde olma olasılığı dikkate alındığında yaşam koridorları ve  toplanma alanları ile riskleri azaltıcı stratejileri  içeren Acil Eylem Planı (ACEP)  ile yeni yaşam alanlarının tasarımını sağlayan ve özellikle yerel ekonomiyi canlandıran, yerel halkın kapasitesini artıran programların uygulanacağı Mahalle Yenileme Eylem Planı (MAYEP)  ve ilçenin gelişimini sağlayan, çapraz finansman sistemleri yaratacak  stratejileri içeren İlçe Gelişim Eylem Planları (İGEP) İstanbul Risk azaltma Yasa taslağında yer almalıdır.

 

A.Faruk GÖKSU

Şehir Plancısı, Kentsel Strateji Ltd.Şti.