22382
post-template-default,single,single-post,postid-22382,single-format-standard,stockholm-core-2.2.9,select-theme-ver-8.8,ajax_updown,page_not_loaded,,qode_menu_,wpb-js-composer js-comp-ver-6.6.0,vc_responsive

Klasik Planlama Anlayışı Temelli Askıya mı Çıkıyor?

Kentleşme tarihimizi dikkatlice incelediğimizde, kentsel dönüşüm ve stratejik planlama kavramlarının yeni olmadığı, planlı döneme geçişimiz ile birlikte bu kavramların kullanıldığı ve birtakım çalışmalar yapıldığı bilinmektedir.

Günümüzde her iki kavramın sürekli gündemde olması, doğru yada yanlış bu kavramlar kullanılarak yapılan çalışmalar ve uygulamalar artık, hızlı kentleşme sürecimizin ortaya çıkardığı sorunların çözümü ve taleplerin karşılanmasında yeni arayışların gündeme gelmesini kaçınılmaz kılmaktadır.

Yeni arayışların odağında ise yeni bir planlama yaklaşımı ve yeni bir yönetim anlayışı yer almaktadır. Kentlerimizin planlanması ve yönetiminin artık klasik anlayışla olamayacağı ve yeni arayışların ortaya konulması gerekliliği sürekli olarak tartışılsa bile henüz radikal kararlar alınmamaktadır.

Hiç kuşkusuz bu tartışmaların başta akademik düzeyde olmak üzere yerel ve merkezi yönetim düzeyinde kapsamlı olarak yapılması gerekmektedir. Başka bir deyişle, kentleşme sektörü ile ilgilenen tüm aktörlerin yeni arayışları baş gündem maddesi yapmaları gerekmektedir.

Kentlerimizin birçoğunda oluşan; kimliksiz ve niteliksiz çevre, güvensiz yapı stoku, aşırı yoğun ve kaçak yapılaşma, yoksulluk alanlarının fazlalığı, kentsel şiddet vb  tüm sorunların çözümü için ne tür yaklaşımlar ve yenilikçi yöntemler ortaya konulmalıdır? sorusunun yanıtının hep birlikte aranmasının zamanı gelmiştir.

Klasik planlama anlayışımızın sonucunda karşılaşılan önemli sorunlar;

  • Mekansal gelişim ile ekonomik ve toplumsal gelişim arasındaki ilişki sisteminin yeterince sağlanamaması,
  • Bölgesel, kentsel ve yerel planlama çerçevesi ve ölçekleri arasında bağlantıların kurulamaması,
  • Kısa, orta ve uzun vadeli projeler arasında entegrasyonun sağlanamaması sıralanabilir.

Kısaca, klasik planlama anlayışı çerçevesinde üst ölçekli planlar arasında entegrasyon ile katılım boyutu sürekli eksik kalmıştır.

Klasik imar planı anlayışı çerçevesinde ortaya çıkan parsel bazında yapılaşma yani apartmanlaşma ve rant-gayrimenkul odaklı yapılaşma biçimi yani yap-sat ya da sat-yap yöntemleri kentleşme biçimimizi ve yerleşme dokusunu belirler hale gelmiştir. Bunun sonucunda kentlerimiz kimlikleri ile kültürel değerlerini de hızla kaybetmiştir. Hiç kuşkusuz, bu süreç içinde klasik planlama yaklaşımının yanı sıra, özellikle imar aflarını çıkaran politikacılar, plana aykırı yapılaşmayı önlemeyen ve kaçak yapılaşmaya göz yuman yerel yöneticilerin çok büyük payı bulunmaktadır.

Yeni bir Planlama Anlayışı

Mekansal yapılanma biçiminin ortaya çıkardığı toplumsal ve ekonomik yapı artık, sorunları daha da büyük ve önemli hale getirmiştir. Kentlerimizde toplumsal ve ekonomik kalkınma stratejileri planlamanın birincil ve öncelikli konusu haline gelmiştir.

Günümüzde, özellikle AB giriş süreci ve kentleşme sürecimizin geldiği nokta artık planlama ve yönetim anlayışımızın insan ve vizyon odaklı olması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Yeni bir vizyon çerçevesinde özellikle mekansal, toplumsal ve ekonomik gelişme stratejilerin belirlenmesine yönelik olarak stratejik hedeflerin ortaya konulması, hedefler doğrultusunda eylem alanları ve vizyon, öncü ve tetikleyici projelerinin belirlenmesi ile projelerin takibi için izleme ve değerlendirme kriterlerinin ortaya konulması stratejik planlama anlayışının genel çerçevesini oluşturmaktadır.

Sürdürülebilir Kalkınmanın temel ilkeleri olan ekonomi, eşitlik ve ekoloji (3E) ile kentlerimizin ve yerel yönetimlerimizin kendine özgü sorunları dikkate alındığında ise kentsel, kültürel ve kurumsal (3K) alanlar arasında bir ilişki sisteminin kurulması, yeni bir planlama ve yönetim anlayışının önemli bir boyutunu oluşturmalıdır.

Ancak, bu ilişki sistemi, Stratejik Planlamanın kritik aşamaları olan plan, program ve proje (3P) üçlüsü kapsamında, tüm stratejik hedef ve projeler, ortak vizyon çerçevesinde, bugünün değerlerini geleceğin değerleri ile buluşturan ve farklılıkları ortaya koyan nitelikte olmak durumundadır.

İnsan ve vizyon odaklı geliştirilecek olan Stratejik Planlar, kentlerimizin içinde bulunduğu konumdan daha farklı konumlara ulaşmasını sağlayacak yeni açılımlar sağlayacaktır.

Ancak, geleceğin doğru kurgulanması için paydaşlar tarafından benimsenen ortak değerlerin bir vizyon etrafında ele alınması ve ortaya konulan stratejik hedeflerin ise paydaşlar tarafından sahiplenilmesi için ise stratejik iletişim yönetiminin doğru yapılması gerekmektedir.

Bir başka deyişle, doğru bir stratejik planlamanın yapılabilmesi için;

  • Net bir vizyona ve o vizyonun arkasında duracak lidere,
  • Vizyonun oluşturulması için paydaşlar ve kurumun ortak değerlerinin doğru belirlenmesine,
  •  Stratejik İletişim Yönetimine gereksinim vardır.

Stratejik İletişim Yönetimi, stratejik planların hazırlık sürecinden başlayarak uygulama süreci ile devam eden ve özellikle paydaşlar ve kamuoyu ile hedeflerin ve projelerin paylaşılmasına kadar geçen süreyi ele almaktadır.

Stratejik İletişim Planı, planların izleme ve değerlendirme süreçlerini de dikkate alan ve planların esnek ve dinamik bir süreci kapsamasını da imkan veren bir anlayış içinde hazırlanmalıdır.

Stratejik Planlama ve Entegrasyon

Kentlerimizin mevcut sorunları dikkate alındığında, stratejik planlamanın hangi alanlar için yapılması ve bu planların entegre plan haline getirilmesi sorunu ortaya çıkmaktadır.

Bunlar;

  • Kentlerimizin mekansal yapılanması dikkate alındığında  ‘Kentsel’,
  • Toplumun kültürel çeşitliliği ve zenginliği ‘Kültürel’,
  • Yönetimlerin tüm paydaşlarla işbirlikleri ve katılımı çerçevesinde  ‘Kurumsal’ Stratejik Planları olmalıdır.

Stratejik planların ortak bir vizyon çerçevesinde entegre stratejik plan haline getirilmesi ve bu planında kent planı olabilmesi için tüm geniş bir kitle tarafından benimsenmesi ve sahiplenilmesine bağlıdır.

Stratejik Plan yaklaşımı üç aşamalı bir süreci kapsamaktadır. (Tablo 4). Bunlardan birincisi, mevcut durum analizinin yapılması ve beklentilerin doğru belirlenmesi aşamasıdır. Kısa bir süre içinde bir dizi toplantı ve görüşme ile bu analizlerin yapılması ve paydaşların beklentilerin belirlenmesi ikinci ve üçüncü aşamalar için önemli girdiler sağlayacaktır.

İkincisi ise kentsel, kurumsal ve kültürel stratejik planların hazırlanması aşamasıdır. Başka bir deyişle, her üç alanda, vizyon, hedefler, program ve projeler çerçevesinde yol haritasının temel stratejilerinin ortaya konulmasıdır.

Kentsel Stratejik Plan çalışması kapsamında; mekansal gelişim stratejilerinin hazırlanması, kamu, özel ve sivil odaklı paydaşlar tarafından bunların benimsenmesi ise dinamik planlama anlayışının en önemli boyutunu oluşturmaktadır. Bu kapsamda; proje ve yatırım alanlarının belirlenmesi, proje geliştirme kriter ve yaklaşımlarının ortaya konulması ve projelerin uygulanabilmesi için de yenilikçi yöntem ve yaklaşımlar sunulmaktadır.

Kültürel Stratejik Plan çalışması ise özellikle yerel halkın iç dinamiklerini harekete geçirecek, kültürel çeşitliliği ve zenginliği projelerin gerçekleştirilmesinde bir fırsat haline döndürecek bir anlayış içinde ele alınmalıdır.

Kurumsal Stratejik Plan ise planı geliştiren ve uygulayacak olan kurumun mali, hukuki ve idari yapısının iyileştirilmesini amaçlamaktadır. Ayrıca, hedeflerin gerçekleştirilmesi ve projelerin geliştirilmesi için stratejik ortaklıkların oluşturulması yada yeni işbirliği olanaklarının geliştirilmesi yönünde birtakım yaklaşımları da ortaya koymalıdır.

Üçüncü aşama ise hedeflerin ve projelerin uygulanmasına ilişkin ortaya konulan programları, fizibiliteleri ve bütçeleri bir zaman dilimi içinde ele almaktadır. Stratejik Planların hazırlanması ve uygulanmasında kamu, özel ve sivil örgütlerle işbirliği yapılması ve uzlaşma süreçlerine girilmesi planların başarı şansını artırmaktadır.

Yeni Bir Yönetim Anlayışı

Kentlerimizin içinde bulunduğu durum ve gelişme dinamikleri dikkate alındığında, Stratejik Plan yaklaşımının ortaya koyduğu çerçevenin uygulanması, yeni bir yönetim anlayışının da gündeme gelmesini sağlamaktadır.

Yeni bir yönetim anlayışının özünde ise

  • Çok aktörlü ortaklıklar (Kamu-Özel Sektör ve sivil örgütler, yerel topluluklar),
  • Yukarıdan-aşağı örgütlenmenin yanı sıra aşağıdan-yukarı örgütlenme anlayışı,
  • Proje bazlı ve/veya yerel bazlı programlar ve projeler üretme yaklaşımı yer almalıdır.

Ayrıca, AB, Sürdürebilir Kentsel Gelişme çerçevesinde, dört önemli stratejik hedefi ortaya koymaktadır. Bunlar;

  • Kentsel yerleşmelerde ekonomik kalkınmayı sağlamak ve iş alanları yaratmak,
  • Kentsel alanlarda toplumsal eşitliği ve kamu kaynaklarına herkesin ulaşabilirliğini sağlamak,
  • Kentsel çevreyi iyileştirmek ve korumak,
  • Kent yönetim anlayışını geliştirmek,

Bir başka deyişle, klasik planlama anlayışının öncelikleri ve yaklaşımları yerini artık özellikle toplumsal ve ekonomik kalkınma önceliklerine bırakmak zorundadır. Bu öncelikler ise özellikle yerel bazlı örgütlenmeleri ve ortaklıkları gündeme getirmektedir.

Kısaca, kamu, özel ve sivil sektörlerin, stratejik işbirliği, ulusal düzeyden, mahalle düzeyine kadar, yatay ve dikey ilişkiler çerçevesinde ve farklı ölçeklerdeki yönetişim biçimi ile kurulmalıdır.

Birincisi, kamu ve özel sektör ortaklığı, projelerin geliştirilmesine yönelik bir işbirliğini kapsamaktadır. Ortaklığın amacı özellikle proje yatırımlarının belirlenmesi, projelerin geliştirilmesi, projeler arası eşgüdüm, ortak altyapının geliştirilmesi ve proje kaynağının yaratılması konularında stratejik kararların alınmasını sağlamaktır.

İkincisi ise daha çok mahalle ölçeğinde geliştirilecek toplumsal ve ekonomik gelişmeleri dikkate alan bir ortaklıktır. Bu ortaklığın amacı ise mahalleler arası sosyal eşitsizliği azaltan ve ekonomik gelişmeyi teşvik eden projelerin geliştirilmesinde yerel odaklı örgütlenmeleri sağlamaktır.

Her iki ortaklığın birinci temel ilkesi özellikle yerel halkın katılımının sağlanacağı ‘kapasite artırma’ programların geliştirilmesi ve iki ortaklık arasında ‘proje koordinasyonu’nun kurulmasıdır. Diğer önemli ilke ise her iki ortaklık tarafından gerçekleştirilecek proje ve programlar için ‘yetişmiş işgücü’nün istihdam edilmesinin sağlanmasıdır.

Mahalle Yenileme Ortaklıkları koordinasyonu çerçevesinde mahalle ya da proje bazında kurulacak olan Mahalle Toplum Merkezlerinde (MTM) mahallenin ve projelerin gelişimine ilişkin özellikle sosyal ve ekonomik programların uygulanmasına yönelik çalışmalar yapılması yerel halkın bir araya gelecekleri ortamlar olacaktır.

MTM’lerde çalışacak işgücünün yetiştirilmesi yanı sıra yerel halk ile ortaklıklar arasındaki aşağıdan yukarı doğru karar alma süreç ve mekanizmalarının geliştirilmesidir.

 Kentlerimizin içinde bulunduğu sorunların çözümü için klasik planlama ve yönetim anlayışı dışında birtakım anlayışlara gereksinim açıkça ortaya çıkmaktadır. Son dönemler de yapılan yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılanma çabaları bunun en önemli işaretlerini vermektedir.

Kentlerimizi, içinde bulunduğu zor durumlardan çıkarmak istiyorsak, bütüncül bir planlama ve yönetim anlayışı çerçevesinde, aşağıdan yukarı ve yukarıdan aşağı örgütlenme sistematiğini devreye sokmak zorundayız.

Bu sistematik, halkın planlamadaki karar süreçlerine katılma yöntemlerinin belirlenmesini zorunlu kılarken, halkın yaşam alanlarının yeniden tasarlanmasında söz sahibi olmalarını da beraberinde getirecektir.

Yeni planlama ve yönetim anlayışı çerçevesinde;

  • İnsan ve vizyon odaklı kentsel gelişme,
  • Kentsel, kurumsal ve kültürel dönüşüm,
  • Yerel ekonominin canlandırılması,
  • Çevre ve kültür değerlerinin korunması,
  • Planlama ve altyapı ilişki sistemi,
  • Kamu-özel sektör ve sivil toplum örgütlerinin işbirliği,
  • Eşitlik fırsatlarının yaratılması,
  • Disiplinler arası çalışma ortamlarının sağlanması,
  • Proje yönetimi vb konulara yönelik çalışmalar önem kazanacaktır.

Yerel yönetimlerinin seçimden itibaren ilk altı ay içinde kurumsal stratejik plan hazırlama zorunlulukları, bir politika ve ilkeler demeti olan stratejik planlama anlayışının, yaygınlaşacağını ortaya çıkarmaktadır.

Kentlerin artık küresel yarışabilirlik içinde, farklı vizyonu ve misyonu üstlendiği günümüzde, stratejik planların farklılığı yaratma becerisini göstermesi zorunlu hale gelmektedir.

Bu kapsamda;

  • Kurumsal odaklı stratejik planının yanı sıra, kentsel ve kültürel odaklı stratejik plan yaklaşımlarının da ele alınması.
  • Ortak vizyona bağlı bir Entegre Stratejik Plana gereksinim olması,
  • Farklılık ve yarışabilirlik sağlama,
  • Planların, paydaşlar ve planı uygulayacak kurum içi yöneticiler tarafından benimsenmesi ve sahiplenilmesi konuları büyük önem kazanmaktadır.

Klasik imar plan anlayışı, mevzuatlar ve keyfi uygulamalar sonucunda biçimlenen kentlerimizin, içinde bulunduğu sorunların çözümü için planlama ve yönetim anlayışının değişme zorunluluğunun gereğinin yerine getirilme zamanı geçmektedir.

Bu değişimin hızla sağlanması için başta üniversiteler ve meslek kuruluşları olmak üzere kamu, özel sektör ve sivil örgütlerin işbirliği içinde konuyu baş gündem maddesi olarak ele almaları gerekmektedir.

Planlamanın, kuram ve kılgı yani teori ve uygulama arasındaki ilişki sistemi yeniden ele alınmalı ve kentsel düzenin yeniden kurulması için klasik planlama ve yönetim anlayışı değişmelidir.

Bu da özellikle planlama da yeni birtakım stratejik yaklaşımların ortaya konulmasını zorunlu hale getirmektedir.

Stratejik yaklaşımlar çerçevesinde;

  • Bütüncül planlama,
  • İnsan ve vizyon odaklı gelişme,
  • Ekonomi, Eşitlik ve Ekoloji (3E)
  • Plan, Program ve proje (3P),
  • Kentsel, Kültürel ve Kurumsal (3K),
  • Stratejik İletişim Yönetimi,
  • Stratejik Ortaklık,
  • Katılım,
  • Koordinasyon,
  • Süreklilik,
  • Entegrasyon,
  • Ekip çalışması,
  • Farklılık,
  • Yarışabilirlik gibi anahtar kelimeler dikkatle ele alınmalıdır.

 

A. Faruk Göksu